|
MİDE KANSERİ
Tedavisi Mümkün Olan Bir
Hastalıktır…
Kanser nedir?
İnsan vücudunu oluşturan milyarlarca hücre vardır.Bu
hücrelerin çoğalması da belli bir düzen içerisinde ve kontrollü
olarak gerçekleşir.Örneğin; sindirim sistemimizin iç yüzünde yer
alan hücreler belli bir ömrü tamamladıktan sonra ölerek
dökülür.Bu dökülen hücrelerin yerini de daha alt tabakada yer
alan hücreler hem kontrollü çoğalma,hem de kontrollü değişim ile
doldurur.Bunu da kontrol eden genetik yapımızın sağladığı
düzendir.İşte bu hücreler üzerindeki kontrol herhangi bir
nedenle (Kanserojen maddeler,gen mutasyonları vb.) ortadan
kalkar ve hücreler kontrolsüz çoğalmaya başlarsa ,bu kontrolsüz
çoğalan hücre grupları normal yapıdan uzak,daha farklı bir doku
oluşturur.İşte bu farklı dokuya TÜMÖR DOKUSU adı verilir.Bu
oluşan doku,kendi kendine sınırlı ve yayılma özelliği taşımıyor
ise genellikle İYİ HUYLU TÜMÖR olarak kabul edilir.Ancak oluşan
doku kendi kendini sınırlamaz ve çevre dokularla uzak organlara
veya lenf bezlerine yayılma özelliği taşırsa bu tümör dokusuna
KÖTÜ HUYLU TÜMÖR yani KANSER adı verilir.Kanserler genel olarak
bulundukları dokulara göre kabaca isimlendirilirler.Eğer bu doku
akciğerde ise akciğer kanseri, midede ise mide
kanseri , kalınbarsakta ise kalın barsak kanseri
olarak adlandırılır.Bugünkü konumuz da midede yerleşen kanserler
yani mide kanserleridir.
Mide kanserlerinin sıklığı ve diğer kanser türleri
arasındaki oranı nedir?
Mide kanseri dünyada AKCİĞER kanserinden sonra 2. sıklıkta
kanser ölümlerine yol açan kanser türüdür.Sindirim sistemi
kanserleri arasında da kolon kanserlerinden sonra 2. sıklıkta
izlenen kanser türüdür.(Yemek borusu ve mide kanserleri tüm
sindirim sistemi kanserlerinin %40’ını oluşturur.).KKTC için
sağlıklı istatistiki veriler henüz oluşturulamamıştır.Bizim
kendi çalışmamızda endoskopi yapılmış 1665 vakada mide kanseri
saptadığımız vaka sayısı 11’dir.(Yaklaşık %0.7).Dünyada mide
kanserinin en sık görüldüğü bölgeler Rusya ,Çin,Latin Amerika
ve Japonya’dır.Ancak son yıllarda ABD ve Japonya’da sıklığı
giderek azalmaktadır.Yine hayat boyunca bir kişinin mide kanseri
ile karşılaşma riski %6-7 olarak belirlenmiştir. Erkeklerde daha
sık olup, genellikle 50 yaşın üzerinde tespit edilir.Türkiye’de
de en sık doğu Anadolu bölgesinde görülür.
Mide kanserine yol açabilen etiyolojik nedenler nelerdir?
Mide kanserine yol açabilen etiyolojik faktörlerin başında
kötü diyet alışkanlıkları gelmekle birlikte , pek çok
etiyolojik faktörün mide kanseri gelişiminde rol oynadığı
düşünülmektedir.Özellikle tütsülü, yanık, tuzlu, hayvani yağlı,
yüksek nitrat, nitrit ve benzipiren ile beslenenlerle, yetersiz
sebze ve meyve tüketenlerde mide kanseri daha sık
görülmektedir.Yine Helikobacter pilori enfeksiyonu, sigara,
alkol kullanımı ve sosyoekonomik, kültürel düzeyin düşük olması
mide kanserinde önemli risk faktörleridir.Yine son yıllarda mide
kanserlerinin etiolojisinde GENETİK FAKTÖRLER üzerinde
durulmaktadır.
Mide kanseri hastalarda ne gibi şikayetlere yol açar
?
Mide kanseri hastaları genellikle 45 yaşın
üzerindedir.Midede hafif yanmalar ve kazınma hissinden tutun da
ciddi bir mide kanamasına kadar çok geniş yelpazede semptomlara
yol açar. Ancak son zamanlarda ciddi kilo kaybı, kansızlık ve
özellikle yemeklerden sonra oluşan ağrı ve dolgunluğu olan
hastalarda mide kanseri düşünülmelidir. Sonuç olarak mide
kanseri çok sık rastladığımız ve genellikle antiasit grubu
ilaçlarla geçiştirdiğimiz mide ekşime yanmasından tutun da,çabuk
doyma,yemekle birlikte veya hemen sonrasında kusma, mide
üzerinde ağrı, kansızlık ve kilo kaybına yol açabilir.
Mide kanserinde teşhis nasıl konur?
Mide kanserinde teşhis özellikle 21. yüzyılda hasta
başvurduğu 1. günde rahatlıkla konulabilir.Bu imkanı da bizlere
sunan ENDOSKOPİ cihazlarıdır.Yapılacak bir endoskopi ile hem
ayrıcı tanı yapılıp, hem de hemen teşhis konabilmektedir.Bu
nedenle mide yakınması olan herkese endoskopi yapılmalıdır.
Midede elle muayene ile ülser , kanser veya gastrit olup
olmadığı anlaşılamaz. Anlarım diyen yalan söylemiş olur. Midenin
muayenesi ENDOSKOPİ’dir.Endoskopi ile mide kanseri tanınır ve
oradan alınan biyopsiler ile tanı kesinleştirilir.Bu nedenle en
küçük mide yakınmalarında endoskopi yapılması şarttır. Çünkü
mide kanseri çok müphem mide şikayetleri ile başlangıç
aşamasında yakalanabilir.Bu aşamada yapılacak tedavi de hastaya
kür (Tam tedavi) şansı verir. Endoskopi ile tanı %100 konulmakla
birlikte daha düşük yüzdelikle, mide filmleri, tomografi ve
endoskopik ultrasound da tanı ve evrelemede yardımcı
tetkiklerdir.
MİDE KANSERİNE YOL AÇAN FAKTÖRLER
-Mide içindeki adenomlar (mantar şeklindeki oluşumlar)
-Atrofik gastrit (gastritin ileri aşaması)
-Polipler,
-Kronik mide ülserleri,
-Pernisiöz anemi (B12 vitamini ve folik asit eksikliği sonucu
oluşan anemi)
-Bağırsak hücrelerinin midede bulunması (intestinal metaplazi)
-Yanlış beslenme (Tuzlu, tütsülenmiş, dondurulmuş yiyeceklerin
yanı sıra ızgarada pişirilmek suretiyle kömürleşen etleri
tüketmeyi beslenme alışkanlığı haline getirmek)
-A, C ve E vitamini eksikliği,
-Daha önce bir mide ameliyatı geçirilmesi,
-A grubu kana sahip olmak,
-Genetik geçiş,
-Helikobakter pilori bulunan kişiler,
-Radyasyon,
-Aflatoksin,
-Bazı virüsler,
-Sosyo-ekonomik yaşam.
Nedenleri
Mideniz karın
bölgesinin sol tarafında kaburga kemiğinin hemen altında yer
alan müsküler bir kesedir. Yetişkinlerde, yaklaşık olarak küçük
bir kavun büyüklüğündedir ve yan kısımlarından esneyerek
yaklaşık 3,5 litre gıda veya sıvıyı içinde tutabilir. Mideniz
boş olduğunda kendini büzer, bir şey yiyip içtiğinizde genişler.
Midenin iç
çeperleri, besinleri midenin iç kaplamasındaki bezlerce üretilen
enzimler ve asitlerle karıştıran üç güçlü kas tabakası ile
çevrilidir. Normal koşullar altında, midenizde her gün 3,5–5
litre mide suyu üretilmektedir. Bu sulardan biri olan
hidroklorik asit, demir çivileri eritecek aşındırıcı özelliğe
sahiptir. Midedeki hassas dokular bu kuvvetli asitten mideyi
kaplayan kalın, jölemsi mukoza dokusu ile korunur.
Besin
midenize ulaştıktan sonra tamamen parçalanır ve karıştırılır,
kas hareketleri ile pilor kapakçığına doğru itilerek ince
bağırsağın üst kısmına (duodenum) ulaşır. Kapakçık açılır ve bir
onsun sekizde biri (1/8) miktarında besin bir defada serbest
bırakılır. Besin türlerine bağlı olarak yedikten sonra 3 veya 4
saat içinde mideniz boşalır. Yağ oranı yüksek besinlerde midenin
boşalma süresi artar.
Mide
kanseri türleri
Mide
kanserlerinin büyük çoğunluğu, midenin en içteki katmanı olan
mukozadaki glandüler hücrelerde baş gösteren adenokarsinomlardır.
Adenokarsinomlar zaman zaman 1. ve 2. tip olarak ayrılır:
1. Tip. Bu
tip genellikle, midenin, ince bağırsağın ilk kısmına (on iki
parmak bağırsağı) en yakın bölümü olan distal midede meydana
gelir ve genellikle H. Pylori bakterileriyle olan kronik
enfeksiyondan ya da belirli besinlerin yüksek oranda bulunduğu
bir beslenme düzeni izlenmesinden ileri gelir.
2. Tip. Bu
tip midenizin her yanında kendini gösterebilir ve nedeni çoğu
zaman genetik faktörlerdir. 2. tip adenokarsinom agresif
olduğundan ötürü, yayılma olasılığı 1. tipe göre daha fazladır
ve mide çeperi içerisinden, yakındaki lenf düğümlerine
uzanabilir, nihai olarak da pankreas, karaciğer ve kolon gibi
başka organlara yayılabilir.
Adenokarsinomlar tüm mide kanserlerinin yüzde 95’inden daha
fazlasının nedeni olsa da, hastalığın, aşağıdakileri içeren
başka türleri de zaman zaman meydana gelebilir:
Lenfomalar.
Bunlar mide çeperindeki bağışıklık sistemi dokusunda oluşan
kanserlerdir. Bazı lenfomalar agresif iken, bazıları çok daha
yavaş ilerleme gösterebilir. Tıbbi olarak mukoza ile bağlantılı
lenf dokusu (MALT) lenfomaları olarak bilinen ikincisi
genellikle H. pylori enfeksiyonundan ileri gelir ve çoğu zaman
erken evrelerde bulunması halinde tedavi edilebilir.
Karsinoid
tümörler.
Mide kanserlerinin küçük bir yüzdesi, midenin hormon üreten
hücrelerinde baş gösteren karsinoid tümörlerdir. Karsinoid
tümörler genellikle daha yaygın mide kanserlerine oranla daha
düşük bir hızda büyür ve daha az sıklıkla metastaz evresine
gelir.
Gastrointestinal stromal tümörler (GISTler).
Doktorlar bir zamanlar, bu ender görülen tümörlerin sindirim
yolundaki sinir veya kas hücrelerinde oluştuğunu düşünmekte
idiler. Ancak artık bunların otonom sinir sisteminin bir parçası
olan, interstisyal Cajal hücreleri adındaki hücrelerden
geliştiği kanısındadırlar. GISTler yemek borusundan rektuma
kadar her yerde bulunabilecek olsa da, çoğunluğu midede kendini
gösterir. Yine de, GISTler diğer mide kanserleri ile aynı
değildir, sadece baş gösterdikleri hücreler açısından değil,
aynı zamanda prognoz ve tedavileri açısından da farklılık
gösterirler. GISTler daha hızla yayılırlar, görece kısa bir süre
içerisinde ölümcül oldukları ortaya çıkar ve çoğu yaygın kanser
terapilerinde tedaviye yanıt vermezler.
Mide
kanseri geliştiği zaman
Sağlıklı
hücreler düzenli bir şekilde büyür ve çoğalır. Bu süreç DNA
(vücudunuzdaki tüm kimyasal süreçler için talimatlar içeren
genetik materyal) tarafından kontrol edilir. DNA içindeki bazı
genler hücrenin bölünmesini teşvik eder, bazıları hücrenin
bölünmesini yavaşlatır veya hücreleri doğru zamanda ölmeye
programlar. Diğer genler de DNA’nın onarımına yardımcı olan
süreçleri kontrol eder. DNA zarar gördüğünde bu genler
görevlerini hatalı yaparak hücrelerin kontrol dışında büyümesine
ve sonuçta kötü huylu hücrelerden oluşan tümör kitlelerinin
oluşmasına neden olur.
Birçok kanser
türünün nedenleri bilinmemekle birlikte araştırmacılar mide
hücreleri içindeki DNA’nın zarar görmesine neden olan faktörleri
belirlemekte ve bu zararın ne şekilde kansere dönüştüğünü
anlamakta büyük aşamalar kaydetmiştir. Bu faktörler:
H. pylori
Enfeksiyonu.
Dünya nüfusunun çoğunluğunda, midenin iç çeperini saran mukoza
tabakasında yaşayan, Helicobacter pylori (H. pylori) adındaki,
tornavida şeklindeki bakterilerin neden olduğu enfeksiyon
bulunmaktadır. Bu bakterilerin bulaşma şekli tam olarak
açıklanmış olmasa da insandan insana geçişin oral-fekal yolla
veya içme suyuna bulaşan maddelerin alınması yolu ile
gerçekleşmesi olasıdır. H.pilori enfeksiyonu çoğunlukla
çocuklukta görülür ve tedavi edilmediğinde tüm yaşam süresince
devam eder. . Mide kanserinin de ana nedeni olabilir. Dünya
Sağlık Örgütü’ne göre yıl içindeki yeni mide kanseri vakalarının
yarısı H.pilori enfeksiyonuna bağlanabilir. Ülser vakaları, mide
kanseri riskini yükseltmez; ancak H.pilori enfeksiyonu bu riski
yükseltir. Bunun nedeni uzun süreli enfeksiyonun mide dokusu
içinde prekanseröz değişikliklere neden olabilen
iltihaplanmalara yol açmasıdır. Bu değişikliklerden biri, asit
üreten bezlerin yavaş yavaş ortadan kalkması durumu olan atrofik
gastrittir. Düşük asit seviyelerinin kanser oluşturucu
toksinlerin düzgün şekilde parçalanmasını veya midenizden
atılmasını önlediği söylenebilir. Çocukların çoğunluğunda H.
Pylori enfeksiyonu bulunan Çin ve Kolombiya gibi ülkelerde mide
kanserinin görülme sıklığı buna mukabil olarak yüksektir.
Nitrat ve
nitritler Bunlar belirli gıdalara, özellikle de hamburger
köftesi ve jambon, sosis ve şarküteri etleri gibi işlenmiş
etlere eklenen, azot bazlı kimyasallardır. Hem nitratlar hem de
nitritler midenizdeki, azot içeren başka maddeler ile bileşerek,
mide kanserine neden olduğu bilinen kanserojen maddeler olan N-nitrozo
bileşiklerini meydana getirirler.
Tuzlanmış,
tütsülenmiş veya salamura yapılmış gıdalar ve kırmızı et.
Dondurma işleminin kullanılmaya başlamasından önce, insanlar
besinleri yaygın biçimde tuzlayarak, tütsüleyerek veya salamura
yaparak saklarlardı. Ancak bu besinler çoğu zaman midenizde
kansere yol açan bileşiklere dönüşebilecek olan nitritler ve
nitratları büyük oranlarda içermektedir. Tuzlanmış et ve balık
ile salamura yapılan sebzelerin yüksek oranda tüketildiği
ülkelerde (Japonya ve Kore bunun kayda değer örnekleridir), mide
kanseri oranları da buna mukabil olarak genellikle yüksektir.
Kırmızı et oranı yüksek olan besinlerin tercih edilmesi ve
özellikle etin barbeküde veya diğer bir şekilde iyice
pişirilmesi mide kanseri ile bağlantılıdır.
Sigara ve
alkol kullanımı. Her ikisi de mide dokusunu tahriş edebilir ve
özellikle midenin üst kısmında yemek borusuna yakın bölgede
kansere neden olabilir.
Düşük
sosyoekonomik seviye. Düşük gelir grubundaki çocuk ve yaşlılarda
mide kanseri görülme oranı, yüksek gelir grubundakilere oranla
daha yüksek olabilmektedir. Araştırmacılar bu durumun kalabalık
yaşam koşulları içinde H. pilori bakterisinin hızla yayılmasına
bağlı olduğuna inanmaktadır. Ayrıca, anne sütü ile beslenen
bebekler H.pilori bakterisine karşı korunabilmektedir; ancak
düşük gelir grubundaki anneler bebeklerini biberon ile
beslemektedir.
Tedavisi
Mümkün Olan Bir Hastalık...
Geniş
bilgi için iş veya cepten arayınız.
İş: 0326
413 01 77
GSM: 0555 347 62 53 - 0542 215 54 72
SAĞLIKLI
BİR YAŞAM
DİLEKLERİMİZLE... |